25 Ekim 2009 Pazar

"Uzak İhtimal"i seyrettim...

Sinemayla seyirci olmaktan başka bir ilgim yok. Hattâ iyi bir seyirci bile sayılmam. Vizyona giren filmleri bile zamanında seyredemem. Bundan pek gocunduğum söylenemez. En son Afyon'da seyrettiğim film "Güz Sancısı" idi. Koskoca sinema salonunda tek kişiydim. Sanki özel gösterim izliyor gibi...

Halkımızın da sinemaya ilgi gösterdiklerini söyleyemem. Buna pek çok sebep gösterilebilir. Filmlerin kalitesiz olması, sinemanın bir ihtiyaç ya da eğlence olarak bile görülmemesi... Say sayabildiğin kadar...

Bütün bunlara rağmen sinema salonunda seyredemediğime üzüldüğüm bir film var: Sözün Bittiği Yerde. Bu filmi sinema salonunda seyredemediğime her zaman üzülmüşümdür. Onu da geçen yıl galiba TRT2'de seyretme imkânım olmuştu.

Bugün seyretme imkânı bulduğum "Uzak İhtimal" ise, beni tamamen hayâl kırıklığına uğrattı. Belki konusu itibariyle çok şey bekliyordum filmden. Ama umduğumu bulamadım. Filmde müziğin az kullanılması bence filmdeki sürükleyiciliği kırmış. Belki yönetmenin tercihi bu yöndeydi, bilinmez. "Bunalım" filmlerinden bıkmış biri olarak, dinî motiflerde bile bunalıma ait izler gösterme çabası hiç iyi olmamış. Müezzin bence din adamı rolünden çok Kafka vari metinlerden yola çıkarak hazırlanmış filmlerde oynaması bence daha uygun olurdu.

Ben seyirciyim. Seyrettiğim bu filmi beğenmedim.

18 Ekim 2009 Pazar

Isırgan otunun faydaları

Bugün tam Google Wave davetiyemi beklerken (ha geldi ha gelecek derken) e-mail kutuma "ısırgan otunun faydalarını" bildiren mesaj düştü. Öyle ki artık Google'nin beni unuttuğunu düşünebilirim. Ne de olsa burası taşra! Davetiye(m) "anca" gelir.

Neyse, biz onu beklerken sanırım, ısırgan otunun faydalarından tutun da, zeytinyağının şifa özelliklerine göre pek çok mail okumak zorunda kalacağım.

Bugünüm beklemekle geçti. Yani faydalı bir gündü. Otların bütün özelliklerini öğreniyorum yavaş yavaş.

11 Ekim 2009 Pazar

Pazar not(a)ları

Afyonkarahisar aslında küçük bir köy. Ama kral çıplak misali bunu kimse dillendiremiyor. Şehirlileşmenin bir türlü gerçekleştirilemediği, adeta köylülüğün körüklendiği bir şehir. Bunda daha önceki siyasilerin de vebali var elbette. Sadece yerel yönetimlere suçlamak doğru değil. Hattâ üniversite bile vebal altında.



Daha önceki siyasiler insanlara çözümsüzmüş gibi görünün sorunlarını Ankara'da çözmekle uğraştılar, örneğin oğlunun, kızının tayin meselesi insanların Ankara'da çözüldü. Bürokrasi birilerinin işine yaradı. Bunlar çözüm değilse bile, çözümmüş gibi algılandı. İnsanlar kısa süreliğine de olsa isteklerinin yerine getirilmesinden mutlu oldular.

Kalıcı iş imkanları Afyonkarahisar'a getirilemedi.Pazartesi günü bakın, insanlar yollarda bekleşiyor. Dışardan bakan birisi, Afyonkarahisar'da onlarca fabrika var, insanlar işlerine gidiyor zanneder. İşte, durum göründüğü gibi değil.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Afyon'un sevilen bir siması

Bugün yer demir gök bakır değildi, kış güneşi Afyon'umuzu yakmakla meşgüldü. Biz de bundan nasibimizi aldık. Sıradan bir güne "anlam" katmak için uğraştık.



Mecidiye ve Uzun Çarşı'nın tozunu attık. Eh artık yorulduk, bir şeyler yemeyi de hak ettik, diye düşünürken aklımıza Köfteci İrfan'ın mekanı geldi. Oraya yollandık.

İrfan Usta bu köfte işini biliyor, laf yapmayı da biliyor. Orada köftenimizi yerken sırada bekleyen bir amcanın Afyon'un meşhur simalarından olduğunu öğrendik. Amcamıza doğum tarihinizi söylüyorsunuz, size hangi gün doğduğunuzu söylüyor. Ben sordum, Pazartesi günü doğmuşum. Yanımdaki arkadaşım sordu, o da Pazar günü doğmuş.

Afyon'un bu sevilen simasıyla ayaküstü kısa sohbetten sonra yukarıdaki fotoğrafı çektik.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Barkot Kullanma Günü

Bizim milletimize has bir durum olsa gerek, her günümüz dolu ve her güne mutlaka bir kutlama programı var.

Bugün Google'da arama yaparken baktım, Google'ın logosu da değişmiş. Demek ki önemli bir gün bugün.


Barkot Kullanma Günü olmasın bugün. Hı ne dersiniz?

4 Ekim 2009 Pazar

Pazar notları

Pazar keyfi için ben genellikle Çetin Altan'ın daha önceden takip edemediğim yazılarına zaman ayırırım.

Bugün size Çetin Altan'ın ilimizle ilgili yazdığı bir yazının linkini vereceğim. Durup düşünmek için iyi bir gün.

İyi pazarlar.

3 Ekim 2009 Cumartesi

“Kitabiyat”

Televizyonla aram iyi değil. Pek iyi bir seyirci de sayılmam. Altyazılı İngilizce televizyon kanallarından da dem vuracak değilim. “Vay şu film falanca festivalde ödül almış, seyredeyim” gibi  önceliklerim yok. Çok beğenilen bir filmi bile bir iki sene sonra ancak seyredebiliyorum.

Az önce TV5 kanalı takılı kaldı. Sanırım makinada bir ârıza var. “Kitabiyat” isimli program devam ediyordu. Seyrettim. “Kitabiyat”, adı üstünde kitaplara dâir…

Aklıma ilk yıllardaki Kanal7 geldi. Sanki Kanal7’nin ilk hâli TV5.

Samimi hâllerini sevdim.

1 Ekim 2009 Perşembe

Wave Wave diye diye...

Facebook, Twitter ve Friendfeed derken Wave de bugünlerde yola çıktı. Wave'yle ilgili davetiyeler dağıtılmaya başladı. Herkes heyecanla Wave'yle bir an evvel tanışmak için sabırsızlanıyor.

Sanırım Facebook, Twitter ve Friendfeed'in papucu dama atılacak. "Beyaz Türklerin" de son zamanlarda iyice dadandığı Twitter da bunların sayfalarına bakacak kimsecikleri bulamayacaklar. Friendfeed de bundan nasibini alacak. Wave'nin dayanılmaz çekiciliğine onlar da kapılacak...